Neşet Ertaş Kimdir Hayatı Şarkıları Türküleri 2 Neşet Ertaş Kimdir | Hayatı   Şarkıları   Türküleri

Neşet Ertaş Kimdir | Hayatı – Şarkıları – Türküleri

Sazın, türkülerin babası günül insanı Neşet ERTAŞ 1938 yılında Kırşehirin Kırtılar köyünde doğmuştur. Anne adı Döne baba adı Muharrem ERTAŞ’tır. Neşet ERTAŞ’ın çocukluk hayatı Kırşehir, Yozgat ve Keskin’in çeşitli köylerinde geçmiştir. Neşet ERTAŞ 7-8 yaşlarında ilkokul dönemleride önce keman ve sonra bağlama çalmayı öğrendi. Bağlama keman çalmayı babası öğretti. Babası Yusuf Ustasıdan öğrendi herşeyi oğul Neşet Ertaş’a gösterdi. Neşet ERTAŞ o dönemlerde babası Muharrem Ertaştan çok etkilendi. Sonraki yıllarında en etkilendiği insan sorulunduğunda babasının adını vermiştir ve kensinin babasıyla ruh ikizi olduğunu düşünmektedir. Annesi babası Muharrem Ertaş’a bildiğin gördüğün ne varsa bu çocuğa öğretmelisin diye telkinlerde bulunuyordu. Babası köylerinde bulunan bir ağacın altında gün boyu bildiği herşeyi küçük Neşet’e öğretmeye başladı. Akşam olduğu zamanda sazlarını, davullarını, zurnalarını ve kemanlarını sırtlarına yüklenip çevre köylerdeki düğünlerde çalıp para kazanmaya giderlerdi. Yoksul bir çocukluk dönemi geçirdiğinden babası ile birlikte köy ve kasaba düğünlerinde müzük yaparak ve şarkı söyleyerek geçimlerinin sağlamaya çalıştı.

Babasının sesi bozkırları aşarak İstanbul’dan duyulmaya başladı 1930’lu yılların sonunda ve birgün taş plak doldurmak için çağırdılar. Talihsizlik bırakmadı yakalarını gittiği İstanbul’a indiği gün hüzün zamanı 10 Kasım !938 idi. Atasını kaybetmişti Türkiye geri bozkılara dönmek zorunda kaldı.

Gittiği bir köy düğünde oda oda gezerek düğüne katılanlara müzik çalıyorlardı. Bir oda girdiğinde hasta oğlunun başında bekleyen ve terini silen bir ananın ağıdını işitti. O an onu o kadar etkilemiştiki daha sonra bu hüzlü halin anlatımını sazı ve yorumuyla yaptı. Şarkısının adı “Anam Ağlar Baş Uçumda”. Dedik ya halkın içinden çıkan bu adam tam bir gönül insanıydı. Halk tarafından bu kadar sevilmesinin bir anlamı olmalıydı. İşte bu anlam tamda bu idi.

Gönül adamı denilmesini pekiştiren bir anısıda şöyledir. Babası ile birlikte küçük yaşlarda gittiği bir düğünde bir kız ile göz gözelir ve o an gözleri bir birilerine kenetlenir. O gözlerden çok etkilenir. Ayrılmak istemez. Ama mecburen ayrılmak zorunda kalır. Uzun zaman geçer ama acı dinmez ve geçmez. Daha sonra birgün yolu yine o köye düşer ve aşık olduğu kızı sorar ve öldüğünü öğrenir o an içinden bir şeylerin koptuğunu hisseder ve vurur sazının tezenesi bir ağıtta O güzel gözlü sevdiği Melo için yakar. İşte bu güzel insan onun için bozkırlarda yetişen güldür. En kurak toprakta açan en güzel çicektir. Güzelliği fiziki değildir, gönlüdür güzel olan.

Hayatının değiştiren bir olayda şöyle olmuştur. Annesini Döne 35 yaşında hayata gözlerini kapamıştır. En küçük kardeşi henüz üç aylıktır. Yıkılmışlardır aile olarak orta kalmış ve ne yapacaklarını bilememektedir. Etrafındakiler babası Muharrem ERTAŞ’a bu çocukların başına bir ana gerek demişlerdir. Türkmen-abdal geleneği yine iş başındadır. Atalarının yaptıkları gibi çıkınlarını alırlar ve düşerler yallara. İstikamet Yerköydür. Burada babası Arzu diye bir anne bulur balşarına. En küçük kardeşlerini kaybederler. Bu sırada babası Muharrem ERTAŞ askere gider kırk yaşında. İşte o an dört kardeşleri ile birlikte öksüz ve yetim kalırlar. Yiyecek bir tek ekmek bulabilirler. Bunun ötesinde başka bir şey yoktur. Yoksulluğu ve açlığı iliklerine kadar hissederler. Neşet ERTAŞ bir tanıdığı ile babasının sazı alarak köy köy birlikte dilenmeye çıkar. Babası askerden gelince Kırşehir’ göç ederler ve orada 7 sene kalktan sonra Ankara yollarına koyuldular. İstanbula gitmek istemektedir. Yalnız cebinde gidecek parası yoktur. Otogara gider ve durumunu anlatır. O radan biri elindeki nedğr diye sorar sazına. Çal der, Neşet çalmaya başlar. Taki hava kararıp akşam olana kadar. Ödül olarakta İstanbul ötobüsünde birara koltuk kazanır. Ver elini İstanbul. İstanbul’a gelir gelmez hemen iş aramaya başladı. Bir müzik holde iş bulur 7,5 lira karşılığında. İşi ayarlayan Kadri ŞENCALAR’dır. 1957 Yılında babasının 1938 yılında yapamadığını yapar ve ilk albümünü olşturur. Adı “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” bestecisi babası Muharrem ERTAŞ’tır. İstanbul macerası iki yıl sürer ve ikiyıda iki albümle tekrar Kırşehir’e geri döner. Daha sonra Ankara radyosuna çalışmak için gider. Ankara radyosu yurtan seslere kabul edilir. Sanatını, sazını gönlünü buradan açar sevenlerine ve türkü dostlarına.

Rodyoda program yapıyor ve Kırşehir yöresi türkülerini söylüyordu. Akşamları ise pavyonda çalarak para kazanmaya çalışıyodu. Ankara yıllarında hayatının aşkı ile karşılaşır ve Leylası ile evlenir. Ama evlikleri 10 yıl sürer ve onyılın sonunda leylasından ayrılır üç tane çocukları olmuştur. Bu evlik ve ayrılık Bozkırın tezenesi Neşet Ertaşın zirveye çıkacağı türküleri yakamasına neden olmuştur. Bu dönemde “Hata Benim, Günah Benim, Suç Benim”, “Kendim Ettim Kendim Buldum” “Evellim Sen oldun, Ahirim Sensin” ve “Yazımı Kışa Çevirdin” türkülerini yapmıştır. Neşet ERTAŞ bu evililiği nedeniyile ruh ikizim dediği babası ile küsmüştü. Babası bu evliliğe başından beri karşı idi. Karşılıklı saz atışmalarıda vardır o dönemde babasıyla.

1965-1975 yılları arasında tanınmışlığının zirvesindeydi. Halk tarafından en beğenilen insanların arasında geliyordu. O dönemlerde turnelere katılıyor yurt içi ve yurt dışında sevenleri ile kendi deyimiyle gönüllerinin hizmetçisi halk ile buluşuyordu.

1980’lere doğru aklına bile getirmek istemedi birşey yaşadı. Pavyonda şarkısını çalarken birden bire kendini kötü hisseti, sırtan terler boşaldı. Hayatının anlamı, varlık sebebi olan sazının tellerine dokunamıyordu. Apar topar hastaneye götürdüler. Korktuğu başına gelmiş ve eli felç olmuştu. Yeniden fukaralık dönemi başlamıştı. Önceden tanıdığı ve para kazandırdığı insanların yanlarına gitti ama hepsi ona yüz çeviriyordu.

1980’lerde işsiz ve garip kaldığı topraklardan ayrılarak sağlığına bir çare olur diye işçi olarak Almanya’da olan abisinin daveti üzerine Almanya yollarına koyuldu. Almanya’da ilk iş bir hastaneye giderek muyne oldu. Doktor içki ve sigarayı hemen bırakmasını söyledi. NeşetERTAŞ doktorun söylediklerin dinledi ve içkiyi bıraktı. Bir süre sonra tekrar eski sağlığına kavuştu. İyleştikten sonra memlekete dönmeyerek Almanya’ya yerleşti ve bir sanat merkezinde saz dersleri vermeye başladı. Bir süre sonra Almanya’da yaşan soydaşları ile bir grup kurdu ve düğünlerde çalarak geçimi sağlıyor ve çocuklarını okutuyordu. Sıla hasreti ile yanıp tutşuyordu. Bir gün babasından bir haber geldi çok hasta olduğunu öğrendi. Atladığı gibi memleketin yolunu tuttu. Babası göremiyordu. 3-4 gün boyunca oğlunu hatırlayamamıştı. Neşet’in Almanya’ya dönmesi gerekiyordu. O döndükten birkaç gün sonra büyük usta 71 yaşında hayata gözlerini kapattı.Bir kez daha yıkılmıştı. Cenazesine gelemedi. Arayıp sordu son sönü merek ediyordu. Babası sazını ona emanet etmişti. Babasının ölümü onu içne kapanık biri haline getirmişti. Kenidisini unuturmak istiyordu. Görevinin bittiğini dşünüyordu. Tek amacı çocuklarını okutmak tı. Çünkü kendisi okumamıştı. Bu arada memlekette öldü yönünde haberler çıkyordu.

2000’li yıllarda birgün bir belgesel için kapısı çalındı. Önceleri istemedi. Ama sonra kabul etti bu proje onun ikinci dönemiydi artık. Bir daha doğdu ve ülkesine döndü. Harbiye açık havada büyük alkışlarla karşılandı büyük usta. Halk onu büyük bir çoşkuyla kucakladı.

Kırşehir’e döndü onu var eden topraklara şükranlarını sunmaya onunla kuçaklaşmaya. Büyük bir çoşkuyla karşılandı toraklarında. Daha sonra memleketi dolaşır köşe bucak üçretsiz konseler vermek için.

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL’in devlet sanatçılığı ünvanı kibar bir dille éhepimizin devletin sanatçısıyız. Ben halkın sanatçısı olarak kalmak istiyotum diyerek reddeder.

Unesco tarafından yaşayan insan hazinesi, istanbul Teknik Üniversitesi tarafından da fahri doktor ünvanı verilir.

Neşet ERTAŞ’ın halk tarafından sevilmesi ve kabul görmesinin en önemli sebebi konuşması ile, sammiyeti ile halkın arasından kopmadan kalmasında yatmaktadır. Hiçbir zaman sahne spotlarının o yalan dünyasına dalmamış ve özünü kaybetmemiştir. Tüm benliğinde hisettiği Türkmen/Abdal kültürünü yaşamıştır. Herzaman halkın yanında kalabalığın içerinde yaşamış. Neşet ertaşın çok sevilen bir parçasıyla makalemize son vermek istiyorum. BAŞIMIZ SAĞOLSUN

Neşet Ertaş Eserleri ;

1988 – Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
1988 – Kendim Ettim Kendim Buldum
1988 – Kibar Kız
1989 – Hapishanelere Güneş Doğmuyor
1989 – Sazlı Sözlü Oyun Havalarıi>
1990 – Gel Gayri Gel
1992 – Türküler Yolcu
1992 – Gitme Leylam
1993 – Kova Kova İndirdiler Yazıya
1995 – Seçmeler 2
1995 – Seçmeler 3
1995 – Seher Vakti
1995 – Altın Ezgiler 3
1996 – Polis Lojmanları
1997 – Benim Yurdum
1998 – Gönül Yarası
1999 – Zülüf Dökülmüş Yüze
1999 – Gönül Dağı
1999 – Muhur Gözlüm
1999 – Zahidem
1999 – Neredesin Seni
1999 – Gönül Dağı

Neşet Ertaş – Yalan Dünya

Neşet Ertaş Resimleri



Kategori: Bilgilendirme, Sanat, Yaşam Yazar: (1493) Yorum yapılmamış Tarih: 9 Ekim 2012

YORUMLAR

Yorum Yapmak İstermisiniz?

İsim ve E-Posta Alanı girmek zorunludur. E-Posta adresiniz gizli kalacaktır.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>